güncel konular bilgiler ve haberler
26 Şubat 2018 Pazartesi
kendini tanıtma
adım şevbun soyadım eren sosyal bilgiler öğretmenliği 1.sınıf öğrenciyim erzincan üniversitesindeyim,
22 Şubat 2018 Perşembe
birey ve toplum
irey ve toplum birbirinden hem tarihsel hem de sistem, bütünlük
olarak ayrılmaz. Toplum bireylerden oluşur ve bireyler toplumun biricik
taşıyıcılarıdır; bireyler sadece toplum içinde var olur. Bireysel varlık
ile toplumsal varlık aynı zamanda baş gösterir, eşit adımlarla ilerler
ve birbirine bağımlılık içinde değişirler. Onların ne olduklarını
söylemek sadece bu karşılıklı ilişkiye dayanarak mümkündür. İnsanın önce
bağımsız bir özne ve sonra da bir toplumun üyesi olarak varoluş
kazandığına inanmak kadar büyük bir yanılgı olamaz. İnsanın toplumsal
varoluşunun özellikleri, başlangıçtaki toplum dışı doğasının
düzeltilmesi ya da tamamlanması değildir; insan zaruretin ve acıların
baskısı altında ve alışkanlıkların, deneyimlerin sonucunda bir toplumun
üyesi olmaz. Aslında o doğuştan toplumsal bir varlıktır, aralarındaki
farklılıklar ortaya çıkmadan çok önce birbirlerine benzerler. Bireysel
özelliklerini karşılıklı ilişkileri içinde, birlik ve muhalefet, öykünme
ve yalıtlanma, işbirliği ve rekabet, otorite ve astlık, hak ve ödev
nedeniyle kazanırlar.
Her çeşit insani bağlardan ve toplumsal etkilerden uzak bir birey, yaşama yabancı, gerçeklikten soyutlayan bir düşüncenin ürünüdür, bir hamhayaldir. Sosyolojik kategoriler bireysel fenomenlere uygulanmazsa, bireyin ancak toplumsal bağlamlar içinde oluştuğu, bireyleşmenin sadece toplumsal varlığa dayanarak anlam ve önem kazandığı tamamen gözden kaçar. Salt yalnızlığın ne özü ne de önemi vardır; insan kendini yalnız ve terk edilmiş olarak sadece dışına düştüğü toplumsal gerçeklik bilinci içinde hisseder. Bireyin ilkesel olarak toplumdan ayrılması bir görünüşte-soruna yol açar; çünkü bireyin başlangıçtan itibaren sosyal bir karakteri vardır ve bireyi sosyal varoluş koşullarıyla olan işlevsel bağlamı içinde düşünmek mümkündür. Muhalefet, öfke ve yabancılaşma, kaynağı ideolojik gerekçelerde bulunan çok önemli toplumsal davranışlardır.
Sanatçı ile toplum arasındaki gerçek ilişki bu bakımdan da idealist sanat teorilerine karşıt bir görünüm sunar. Sanatçılar da toplumun öteki üyeleri gibi sosyal varlıklardır, toplumun ürünleri ve üreticileridir; yani ne tamamen bağımsız ve başına buyruk ne de köklerinden kopmuş ve yabancılaşmış insanlardır. Kendilerini toplumun öteki üyelerinden ne kadar üstün ya da yabancılaşmış hissederlerse etsinler onların dilini konuşurlar, onlara hitap ederler ve onlar için konuşurlar.
Bireyin ve toplumun özel, kendine özgü yasalara sahip bir varoluş sürdürdüğü, kendi yağlarıyla kavrulduğu varsayılırsa , insani davranışların ve başarıların bireysel ve de sosyal öğeleri arasına çok keskin bir sınır çizilmiş olur. Aslında onlar sadece birbirine muhtaç değil, üstelik tek ve aynı fenomenin iki veçhesidir. Bireysel bilincin tasavvur edilebileceği tek biçim sadece toplum değildir, birey aynı zamanda toplumun biricik aracısı, biricik etkin temsilcisidir. Birey ve toplum sanatsal yaratıcılıkta o denli çok çeşitli tarzda iç içe geçer ki, bu karşılıklı ilişkiyi basit bir düalizm biçiminde ifade etmek mümkün değildir.
Bireyle toplum arasındaki ilişki, kendiliğindenlik ile gelenek arasındaki karşıtlığa her zaman tamı tamına uymaz; bu karşıtlık sözü edilen ilişkinin farklı veçhelerinden sadece bir tanesini oluşturur. Birey dinamik bir karmaşadır, kendine ait olan ve yabancı olan, özgünlük ve kural, devamlılık ve değişme çatışmasını içinde taşır. Toplum yalnızca bireylerden kurulu değil, üstelik bireylerden ibarettir; birey toplum tarafından dışarıdan koşullanır. Uyarı ya da direnç nedeniyle kendi içinde ve giriştiği her işte sosyal ilkeyi karşısında bulur. Bireyi bölmeden, kendisinde öznel ve nesnel, özel ve genel, kendi çıkarı ve toplumsal çıkar ayrımı yapmadan sosyal ve asosyal ilke, Ego ve dünya, özne ve nesne arasındaki uçurumu kapatmak mümkün değildir.
*BİREY VE TOPLUM ARASI İLETİŞİM*
Toplumsal gelişimde bireyin, bireysel başarıları ve topluma olan katkısı önemlidir. Toplumun başarısında, bireylerin kişisel gelişimi ve davranışları, toplumun şekillenmesinde etkili faktörlerden birisidir. Tüm bu nedenlerden ötürü, birbirinden farklı iki olgu olarak görülen toplum ve birey arasındaki ilişki, aslında insan vücudunun organları arasındaki ilişki gibidir.
Günümüz şartlarında ise birey ve toplum arasındaki iletişimin doğruluğu, bulundukları sistemin içerisinde var olma amaçlarından birisidir. Bu nedenle bireyin toplum içerisindeki yeri, yine toplumun bireye vermiş olduğu görevler ölçüsünde şekillenecektir. Yani birey içerisinde bulunduğu sistemi, hem bilgi ve birikim olarak beslemek zorundadır hem de sistemin belirlemiş olduğu ortak kurallara uymak zorundadır. Toplum, bireyleri bir bütün olarak ele aldığı için belirlenen ortak değerlere uyulmasını beklemektedir. Birey ise, toplumun belirlemiş olduğu bu kurallara uyarken aynı zamanda o kuralları şekillendirmek zorundadır. Bireylerin sahip olduğu başarılar, toplumun kalkınmasında ne kadar etkiliyse, başarısızlıklarda toplumun geriye gidişinde aynı derecede etkilidir. Toplumu şekillendiren ve ileriye götüren bireylerin, bireysel başarılarıdır.
Toplumun yüksek refah düzeyine kavuşması ve mutlu yaşayabilmesi için bireylere düşen bazı görevlerde bulunmaktadır. Toplum, bireylerden değer yargılarına uygun bir biçimde davranmasını beklerken aynı zamanda hür irade ile karar vermesini istemektedir. Bir toplumun refah düzeyi ve mutluluk oranı arasındaki ilişki, yine bireylerin sağlamış olduğu güven ve sadakat duygusu ile şekillenecektir. Günümüz koşullarında bireyler,
Her çeşit insani bağlardan ve toplumsal etkilerden uzak bir birey, yaşama yabancı, gerçeklikten soyutlayan bir düşüncenin ürünüdür, bir hamhayaldir. Sosyolojik kategoriler bireysel fenomenlere uygulanmazsa, bireyin ancak toplumsal bağlamlar içinde oluştuğu, bireyleşmenin sadece toplumsal varlığa dayanarak anlam ve önem kazandığı tamamen gözden kaçar. Salt yalnızlığın ne özü ne de önemi vardır; insan kendini yalnız ve terk edilmiş olarak sadece dışına düştüğü toplumsal gerçeklik bilinci içinde hisseder. Bireyin ilkesel olarak toplumdan ayrılması bir görünüşte-soruna yol açar; çünkü bireyin başlangıçtan itibaren sosyal bir karakteri vardır ve bireyi sosyal varoluş koşullarıyla olan işlevsel bağlamı içinde düşünmek mümkündür. Muhalefet, öfke ve yabancılaşma, kaynağı ideolojik gerekçelerde bulunan çok önemli toplumsal davranışlardır.
Sanatçı ile toplum arasındaki gerçek ilişki bu bakımdan da idealist sanat teorilerine karşıt bir görünüm sunar. Sanatçılar da toplumun öteki üyeleri gibi sosyal varlıklardır, toplumun ürünleri ve üreticileridir; yani ne tamamen bağımsız ve başına buyruk ne de köklerinden kopmuş ve yabancılaşmış insanlardır. Kendilerini toplumun öteki üyelerinden ne kadar üstün ya da yabancılaşmış hissederlerse etsinler onların dilini konuşurlar, onlara hitap ederler ve onlar için konuşurlar.
Bireyin ve toplumun özel, kendine özgü yasalara sahip bir varoluş sürdürdüğü, kendi yağlarıyla kavrulduğu varsayılırsa , insani davranışların ve başarıların bireysel ve de sosyal öğeleri arasına çok keskin bir sınır çizilmiş olur. Aslında onlar sadece birbirine muhtaç değil, üstelik tek ve aynı fenomenin iki veçhesidir. Bireysel bilincin tasavvur edilebileceği tek biçim sadece toplum değildir, birey aynı zamanda toplumun biricik aracısı, biricik etkin temsilcisidir. Birey ve toplum sanatsal yaratıcılıkta o denli çok çeşitli tarzda iç içe geçer ki, bu karşılıklı ilişkiyi basit bir düalizm biçiminde ifade etmek mümkün değildir.
Bireyle toplum arasındaki ilişki, kendiliğindenlik ile gelenek arasındaki karşıtlığa her zaman tamı tamına uymaz; bu karşıtlık sözü edilen ilişkinin farklı veçhelerinden sadece bir tanesini oluşturur. Birey dinamik bir karmaşadır, kendine ait olan ve yabancı olan, özgünlük ve kural, devamlılık ve değişme çatışmasını içinde taşır. Toplum yalnızca bireylerden kurulu değil, üstelik bireylerden ibarettir; birey toplum tarafından dışarıdan koşullanır. Uyarı ya da direnç nedeniyle kendi içinde ve giriştiği her işte sosyal ilkeyi karşısında bulur. Bireyi bölmeden, kendisinde öznel ve nesnel, özel ve genel, kendi çıkarı ve toplumsal çıkar ayrımı yapmadan sosyal ve asosyal ilke, Ego ve dünya, özne ve nesne arasındaki uçurumu kapatmak mümkün değildir.
*BİREY VE TOPLUM ARASI İLETİŞİM*
Toplumsal gelişimde bireyin, bireysel başarıları ve topluma olan katkısı önemlidir. Toplumun başarısında, bireylerin kişisel gelişimi ve davranışları, toplumun şekillenmesinde etkili faktörlerden birisidir. Tüm bu nedenlerden ötürü, birbirinden farklı iki olgu olarak görülen toplum ve birey arasındaki ilişki, aslında insan vücudunun organları arasındaki ilişki gibidir.
Günümüz şartlarında ise birey ve toplum arasındaki iletişimin doğruluğu, bulundukları sistemin içerisinde var olma amaçlarından birisidir. Bu nedenle bireyin toplum içerisindeki yeri, yine toplumun bireye vermiş olduğu görevler ölçüsünde şekillenecektir. Yani birey içerisinde bulunduğu sistemi, hem bilgi ve birikim olarak beslemek zorundadır hem de sistemin belirlemiş olduğu ortak kurallara uymak zorundadır. Toplum, bireyleri bir bütün olarak ele aldığı için belirlenen ortak değerlere uyulmasını beklemektedir. Birey ise, toplumun belirlemiş olduğu bu kurallara uyarken aynı zamanda o kuralları şekillendirmek zorundadır. Bireylerin sahip olduğu başarılar, toplumun kalkınmasında ne kadar etkiliyse, başarısızlıklarda toplumun geriye gidişinde aynı derecede etkilidir. Toplumu şekillendiren ve ileriye götüren bireylerin, bireysel başarılarıdır.
Toplumun yüksek refah düzeyine kavuşması ve mutlu yaşayabilmesi için bireylere düşen bazı görevlerde bulunmaktadır. Toplum, bireylerden değer yargılarına uygun bir biçimde davranmasını beklerken aynı zamanda hür irade ile karar vermesini istemektedir. Bir toplumun refah düzeyi ve mutluluk oranı arasındaki ilişki, yine bireylerin sağlamış olduğu güven ve sadakat duygusu ile şekillenecektir. Günümüz koşullarında bireyler,
sıcaklık nem ve yağış
Nem
Yeryüzündeki Su kütlelerinden buharlaşan su atmosferin nemlenmesine yol açar. Atmosferdeki su buharına Hava nemliliği de denir. Önemli bir Sıcaklık etmeni olan atmosferdeki su buharının miktarı, yere ve zamana göre değişir.
Atmosferde nemliliğin dağılışını etkileyen etmenler.
1) Buharlaşma
Atmosferdeki nemin kaynağı yeryüzündeki su kütleleridir. Sıcaklık arttıkça, havadaki nem açığı arttıkça, su yüzeyi genişledikçe, rüzgar estikçe Basınç azaldıkça, buharlaşma artar.
2) Sıcaklık
Sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde havanın nem alma kapasitesi de yüksek olduğu için buharlaşma artar, düşük olduğu yerlerde ise buharlaşma azalır.
3) Yükseklik
Ağır bir Gaz olan su buharı yerçekiminin etkisiyle fazla yükselemez. Yoğunlaşma sonucu yağış tekrar yeryüzüne düşer. Yükseldikçe hava soğuyacağından havanın su buharı taşıma kapasitesi dolayısıyla buharlaşma azalır.
4) Basınç
Yüksek basınç alanlarında alçalıcı hava hareketi buharlaşmayı engeller. Çünkü alçalan havanın yoğunluğunun artması su buharının yükselmesini önler. Alçak basınç alanlarında ise yükselen havanın yoğunluğu daha az olacağı için buharlaşma daha kolaydır.
Mutlak Nem (Varolan Nem)
1 m3 havanın içindeki su buharının gram olarak ağırlığına mutlak nem denir. Mutlak nem, sıcaklığa bağlı olarak, Ekvator'dan kutuplara doğru, denizlerden karalara doğru ve yükseklere çıkıldıkça azalır.
Maksimum Nem (Doyma Miktarı)
1 m3 havanın belli bir sıcaklıkta taşıyabileceği nemin gram olarak ağırlığıdır. Hava kütleleri ısındıkça genleşip hacimleri artar. Bu nedenle nem alma ve taşıma kapasiteleri de artar. Eğer hava taşıyabileceği kadar nem alırsa doyma noktasına ulaşır ve doymuş hava adını alır.
Örneğin
20 °C sıcaklığa sahip bir hava kütlesinin taşıyabileceği nem miktarı 17,32 gr/m3'tür. Bu hava kütlesinin sıcaklığı 30 °C'ye yükseldiğinde havanın hacmi genişleyeceği için taşıyabileceği nem miktarı da artar ve doyma noktası 30,4 gr/m3'e yükselir. Bu nedenle hava kütlesinin doyması için aradaki fark (13.08 gr) kadar nem yüklenmesi gerekir.
UYARI
Hava kütleleri, genellikle doyma noktasının üzerinde nem taşıyamaz.
Bağıl Nem
Hava her zaman taşıyabileceği kadar nem yüklenmez. Genellikle havadaki su buharı miktarıyla doyma miktarı arasında bir fark bulunur. Bu farka doyma açığı (nem açığı) denir.
Belli sıcaklıkta 1m3 havanın neme doyma oranına ise bağıl nem denir.
Bağıl Nem = Mutlak Nem (Varolan Nem) x 100
Maksimum Nem (Doyma Miktarı)
Formülü ile hesaplanır
Bağıl Nemi Artıran Etkenler
Bağıl nem mutlak nemin artması ya da hava sıcaklığının azalması nedeniyle artar.
1) Mutlak Nemin Artması
Mutlak nem bakımından fakir, diğer bir deyişle doyma açığı bulunan bir hava kütlesi denizler üzerinden geçerken buharlaşma yolu ile ya da mutlak nemi kendisinden daha çok (doyma noktasına yakın) olan bir hava kütlesi ile karşılaştığında karışma yolu ile mutlak nem bakımından zengin hale gelir. Hava kütlesinin sıcaklığı değişmeden nem kazandığı için bağıl nemi de artar.
2) Hava Sıcaklığının Azalması
Hava kütlesi kendisinden daha soğuk bir hava ile karşılaştığında ya da soğuk bir zemin üzerinden geçtiğinde sıcaklığı düşer. Böylece nem miktarı değişmeden sıcaklığı düşen hava kütlesinin bağıl nemi artar.
Mutlak Nem, Maksimum Nem ve Bağıl Nem İlişkisi
Bir yerdeki yağış oluşumu mutlak nem (varolan nem) ile maksimum nem (doyma noktası) arasındaki ilişkiye bağlıdır. Yağış oluşumu için havanın nem yüklenerek doyma noktasına ulaşması ve bağıl neminin % 100 olması gerekir.
Yeryüzündeki Su kütlelerinden buharlaşan su atmosferin nemlenmesine yol açar. Atmosferdeki su buharına Hava nemliliği de denir. Önemli bir Sıcaklık etmeni olan atmosferdeki su buharının miktarı, yere ve zamana göre değişir.
Atmosferde nemliliğin dağılışını etkileyen etmenler.
1) Buharlaşma
Atmosferdeki nemin kaynağı yeryüzündeki su kütleleridir. Sıcaklık arttıkça, havadaki nem açığı arttıkça, su yüzeyi genişledikçe, rüzgar estikçe Basınç azaldıkça, buharlaşma artar.
2) Sıcaklık
Sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde havanın nem alma kapasitesi de yüksek olduğu için buharlaşma artar, düşük olduğu yerlerde ise buharlaşma azalır.
3) Yükseklik
Ağır bir Gaz olan su buharı yerçekiminin etkisiyle fazla yükselemez. Yoğunlaşma sonucu yağış tekrar yeryüzüne düşer. Yükseldikçe hava soğuyacağından havanın su buharı taşıma kapasitesi dolayısıyla buharlaşma azalır.
4) Basınç
Yüksek basınç alanlarında alçalıcı hava hareketi buharlaşmayı engeller. Çünkü alçalan havanın yoğunluğunun artması su buharının yükselmesini önler. Alçak basınç alanlarında ise yükselen havanın yoğunluğu daha az olacağı için buharlaşma daha kolaydır.
1 m3 havanın içindeki su buharının gram olarak ağırlığına mutlak nem denir. Mutlak nem, sıcaklığa bağlı olarak, Ekvator'dan kutuplara doğru, denizlerden karalara doğru ve yükseklere çıkıldıkça azalır.
Maksimum Nem (Doyma Miktarı)
1 m3 havanın belli bir sıcaklıkta taşıyabileceği nemin gram olarak ağırlığıdır. Hava kütleleri ısındıkça genleşip hacimleri artar. Bu nedenle nem alma ve taşıma kapasiteleri de artar. Eğer hava taşıyabileceği kadar nem alırsa doyma noktasına ulaşır ve doymuş hava adını alır.
Örneğin
20 °C sıcaklığa sahip bir hava kütlesinin taşıyabileceği nem miktarı 17,32 gr/m3'tür. Bu hava kütlesinin sıcaklığı 30 °C'ye yükseldiğinde havanın hacmi genişleyeceği için taşıyabileceği nem miktarı da artar ve doyma noktası 30,4 gr/m3'e yükselir. Bu nedenle hava kütlesinin doyması için aradaki fark (13.08 gr) kadar nem yüklenmesi gerekir.
UYARI
Hava kütleleri, genellikle doyma noktasının üzerinde nem taşıyamaz.
Bağıl Nem
Hava her zaman taşıyabileceği kadar nem yüklenmez. Genellikle havadaki su buharı miktarıyla doyma miktarı arasında bir fark bulunur. Bu farka doyma açığı (nem açığı) denir.
Belli sıcaklıkta 1m3 havanın neme doyma oranına ise bağıl nem denir.
Maksimum Nem (Doyma Miktarı)
Formülü ile hesaplanır
Bağıl Nemi Artıran Etkenler
Bağıl nem mutlak nemin artması ya da hava sıcaklığının azalması nedeniyle artar.
1) Mutlak Nemin Artması
Mutlak nem bakımından fakir, diğer bir deyişle doyma açığı bulunan bir hava kütlesi denizler üzerinden geçerken buharlaşma yolu ile ya da mutlak nemi kendisinden daha çok (doyma noktasına yakın) olan bir hava kütlesi ile karşılaştığında karışma yolu ile mutlak nem bakımından zengin hale gelir. Hava kütlesinin sıcaklığı değişmeden nem kazandığı için bağıl nemi de artar.
2) Hava Sıcaklığının Azalması
Hava kütlesi kendisinden daha soğuk bir hava ile karşılaştığında ya da soğuk bir zemin üzerinden geçtiğinde sıcaklığı düşer. Böylece nem miktarı değişmeden sıcaklığı düşen hava kütlesinin bağıl nemi artar.
Mutlak Nem, Maksimum Nem ve Bağıl Nem İlişkisi
Bir yerdeki yağış oluşumu mutlak nem (varolan nem) ile maksimum nem (doyma noktası) arasındaki ilişkiye bağlıdır. Yağış oluşumu için havanın nem yüklenerek doyma noktasına ulaşması ve bağıl neminin % 100 olması gerekir.
rüzgarlar ve çeşitleri
1. Merkezler arasındaki basınç farkı: alçak basınç ve yüksek basınç merkezleri arasındaki fark ne kadar büyük olursa rüzgarda o kadar şiddetli eser.
2. Basınç merkezleri arasındaki mesafe:
basınç merkezleri arasındaki mesafe az olursa rüzgar hızlı, çok olursa
rüzgar yavaş eser. Rüzgar hızı ile mesafe ters orantılıdır. Mesafe
arttıkça rüzgar yavaşlar (azalır).
3. Yer şekilleri:
sıradağlarla karşılaşan rüzgarın hızı azalır. Geniş bir alandan dar bir
vadi veya boğaza giren rüzgarın hızı artar. Bir boğaz veya vadiden
geniş bir alana çıkan rüzgarın hızı azalır.
4. Bitki örtüsü:
bitki örtüsünün gür olduğu yerlerde rüzgarın hızı azalır. Bitki
örtüsünden yoksun olan arazilerde ise herhangi bir engelle
karşılaşmayacağı için rüzgarın hızı azalır.
Rüzgarın yönünü etkileyen faktörler şunlardır:
1. Dünya’nın Ekseni Etrafındaki Hareketi:
Dünya’nın ekseni etrafındaki hareketi nedeniyle rüzgarın yönünde
sapmalar olur. Bu sapma kuzey yarım kürede rüzgarın estiği yönünün
sağına güney yarım kürede ise rüzgarın estiği yönünün soluna doğrudur.
2. Basınç Merkezlerinin Konumu:
basınç merkezlerinin konumu değiştiği zaman rüzgarlarda yön
değiştirirler. Karalar ve denizler üzerinde oluşan alçak ve yüksek
basınç merkezlerinin karşılıklı yer değiştirmesi rüzgarın da yön
değiştirmesine neden olur. Örneğin; Muson rüzgarlarının yazın
denizlerden karalara, kışında karalar dan denizlere doğru yön
değiştirerek esmesinin nedeni ile gündüz denizlerden gece karalardan
esen meltem rüzgarlarının oluşmasının nedeni budur.
3. Yer şekilleri: sıradağlarla karşılaşan rüzgarlar yön değiştirirler. Vadilerin içine giren rüzgarlar, vadinin şekline uyarak hareket ederler.
Rüzgar Yönleri ve Rüzgar Frekans Gülleri:
Rüzgarlar estiği yöne göre adlandırılır. Bu yönler 4 ana yön ile 4 ara
yönden oluşmak üzere toplam 8 tanedir. Daha alt bölümlere de
ayrılabilir. Rüzgarların milletler arası isimlerinin dışında birtakım
yerel isimleri de vardır. Rüzgarın yönü rüzgar gülü adı verilen bir şema
ile gösterilir. Rüzgarın esme durumunu o yerde esen rüzgarın çeşitli
yönlerden esme sayıları (frekans) ortaya koyar.
Rüzgar frekansları aylık, yıllık ve
mevsimlik hazırlanabilir. Yıllık frekans gülleri bir yerde her yöne ait
on iki aylık rüzgar esme sayısının toplanmasıyla bulunabilir.

RÜZGAR ÇEŞİTLERİ
A) Sürekli Rüzgarlar
B) Devirli ( Mevsimlik ) Rüzgarlar
C) Yerel Rüzgarlar
D) Tropikal Rüzgarlar
B) Devirli ( Mevsimlik ) Rüzgarlar
C) Yerel Rüzgarlar
D) Tropikal Rüzgarlar
güneydoğu anadolu bölgesi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Önemli Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin Bölümleri
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Karacadağ volkan konisi ile iki bölüme ayrılır. Karacadağ'ın doğusunda Dicle, batısında ise Orta Fırat Bölümü yer alır.
1. Dicle Bölümü
Bu bölüm, yer şekilleri bakımından sade bir özellik gösterir. Bölümdeki başlıca yer şekilleri Diyarbakır Havzası, Karacadağ volkan kütlesi ve Mardin-Midyat Eşiği'dir. Dicle nehri, kollarıyla birlikte geçtiği yerlerde plato ve ovalar meydana getirmiştir. Ova ve platolar 500-1000 m yükseltiler arasında yer alır. Bölümde yıllık ortalama yağış miktarı 500 mm'dir. Yüksek sıcaklığa bağlı olarak meydana gelen şiddetli buharlaşma yaz mevsiminde kuraklığa neden olur. Bölümde karasal iklim tipi görülür. Bölümün tabii bitki örtüsü ise bozkırdır. Başlıca tarım ürünleri ise tahıllar, mercimek ve pamuktur. Toroslar'a doğru ise meyve ve üzüm bağları yer alır.
Karacadağ volkan konisi bölgenin en yüksek dağıdır.Bu volkan konisinden çıkan ve akıcılık özelliğine sahip olan bazalt bölgeye yayılarak yayvan bir görünüm kazanmasına neden olmuştur. Karacadağ'ın tabanına sızan sular daha sonra taban suyu olarak yeryüzüne çıkar ve bölümün su ihtiyacını karşılar. Yaz aylarında bölümde yaylacılık faaliyeti görülür. Bölümdeki Mardin - Midyat Eşiği Diyarbakır havzası ile Suriye arasında yer alan yüksek bir düzlüktür(1200-1300 m). Burada yüksekliğe bağlı olarak yağışlar 700 mm'ye çıkar. Kireçli bir yapıya sahip olmasından dolayı tarım için yeterli su bulunmaz. Dicle Bölümü'nde nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır. Nüfus, Diyarbakır Havzası ile Mardin - Midyat Eşiği'nde toplanmıştır. Bölümün en büyük ili Diyarbakır'dır. Bölümün geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. En önemli yeraltı zenginliği Diyarbakır, Siirt ve Batman'da çıkarılan petroldür. Yıllık üretimi 3 milyon tondur. Ayrıca Cizre ve Silopi'de linyit çıkarılır.
2. Orta Fırat Bölümü
Bu bölümde Gazi Antep ve Şanlı Urfa platoları önemli yer kaplar. Fırat Nehri ve kolları platoları ikiye ayırır. Fırat Nehri plato içerisine 200 m gömülmüş olarak akar. Altınbaşak, Ceylanpınar, Suruç, Birecik ovalarında tahıl ekilir. Atatürk barajı ile yapımı son aşamaya gelen Şanlı Urfa tünelleri bölümün Türkiye ekonomisindeki yerini değiştirecektir. Platolarının ortalama yükseltisi 500 ile 1000 m'dir. Platolar, tortul ve volkanik taşlardan meydana gelmiştir. Orta Fırat Bölümü'nde yazları sıcak ve kurak, kışları serin ve yağışlı olan Akdeniz iklimi görülür. Bölümün en gelişmiş ili Gazi Antep'tir. Adıyaman, Nizip, Birecik, Şanlıurfa, Harran, Suruç, Ceylanpınar, Siverek, Viranşehir bölümün diğer önemli il ve ilçe merkezleridir. Halkın geçimi, tarım ve hayvancılıktan sağlanır. Tarım ürünü olarak tahıl, mercimek, antep fıstığı yetiştirilir. Ayrıca bağlar, bahçeler ve zeytinlikler yer alır. Bunun yanısıra pamuk, çeltik ve susam da ekilir. Adıyaman ve Kâhta'da petrol çıkarılmaktadır.
Genel Özellikleri
Bölge, ülkemiz topraklarının %8 lik bölümüne sahip olup yüzölçümü bakımından en küçük bölgesidir. Kuzeyinde bir yay biçiminde uzanan Güneydoğu Toroslardan,güneyde Suriye ve Irak sınırına kadar uzanır. Bölge ova ve platolarla kaplıdır.Türkiye'de yaz sıcaklığının ve buharlaşmanın en fazla olduğu bölgedir.Türkiye nin en büyük barajı olan Atatürk barajı bu bölgededir.
Bölge'nin Şehirleri
Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Siirt, Mardin, Batman, Diyarbakır.
Yüzey Şekilleri
Bölgenin Ortalama yükseltisi 800-1000 m civarındadır.Ortada yükselen Karacadağ sönmüş volkanı ile Mardin Mazıdağı yöresi bölgenin en engebeli alanlarını oluşturur. Suruç, Ceylanpınar ve Harran Ovası,Altınbaşak,Viranşehir,Nizip gibi verimli Ovalar GAP projesi sayesinde suya olan hasretlerini gidermek üzeredirler.Ayrıca Gaziantep ve Şanlıurfa platoları önemli konumdadırlar.
İklim ve Bitki Örtüsü
Bölgede, yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı olan tipik Akdeniz ikliminin bozulmuş şekli görülür.Akdeniz iklimine oranla, kışları daha soğuk ve yazları da daha sıcak olur.Yağışlar kuzeyden güneye doğru gidildikçe azalır.Yıllık ortalama yağış miktarı kuzeyden 750 mm güneyindeki alçak kesimlerde 300 mm civarındadır.Bütün bölgede otsu bitkiler egemendir.Yağış yetersizliği yüzünden ormanlık alan azdır.
Akarsu ve Göller
Doğudaki iki büyük nehir Fırat ve Dicle Irmaklarıdır.
Fırat ve Diclenin ülkemizden doğarak basra körfezine ulaşması.
Ayrıca Göksu ırmağı bu bölgeden de geçer.Bölge göl bakımından çok fakirdir.Başlıca barajlar ise Atatürk Barajı ve Karakaya barajıdır.
doğu anadolu bölgesi
Yurdumuzun doğusunda 164.000 km2 lik bir alanla Türkiye yüz ölçümünün %
21'ini kaplamaktadır. Tüm coğrafi bölgelerimiz arasında yüz ölçümünün
büyüklüğü bakımından 1. sırada yer alır. Kuzey-güney yönünde en geniş
alan kaplayan bölgemizdir (enlem farkı en fazla).
Bölgenin ortalama yükseltisi 2000 - 2200 m arasındadır. Ortalama yükseltisi en fazla olan bölgemizdir. "Türkiye'nin çatısı" olarak isimlendirilir. Bölgenin en alçak yeri olan Iğdır Ovası (850m) dahi İç Anadolu'nun ortalama yükseltisine yakındır. Erzurum Ovası 1800 m , Yüksekova 2200 m yükseltiye sahiptir. Bölgede yer alan ovaların ortalama yükseltisi 1500'dir. Bölgede bulunan dağlar, doğu-batı doğrultusunda ve üç sıra halinde uzanırlar. Dağlar arasında ise çöküntü ovalan yer alır. Bölgenin kuzeyinde, batıdan doğuya doğru Çimen, Kop, Allahuekber ve Yalnızçam Dağları uzanır. Orta sırada Munzur (Mercan) Dağları, Karasu-Aras Dağları ve Ağrı Dağı bulunur. Güneyde yer alan dağlar ise Güneydoğu Toroslar, Bitlis Dağları, Buzul (Cilo) Dağlarıdır. Bu dağlar üçüncü jeolojik zamanda Alp-Himalaya orojenik sisteminin uzantısı olarak kıvrılma sonucu oluşmuştur.
Bölgede Van Gölü'nün kuzeyinde kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan kırık hattı boyunca Nemrut, Süphan, Tendürek, Ağrı (5137m) volkanik dağları uzanır. Ağrı Dağı Türkiye'nin en yüksek noktasını oluşturur.
Bölgede kıvrım dağları arasında yer alan çöküntü ovaları da doğu - batı yönünde uzanır. Bu ovalardan Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Yüksekova ve Başkale güneyde, Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman, Iğdır ovaları kuzeyde bulunur.
Bölgede platolar da geniş alan kaplar. Erzurum-Kars platosu Doğu Anadolu'nun en geniş plâtosudur. Bundan başka Fırat ve kolları tarafından parçalanmış plato görünümü kazanmış yüksek yaylalar oldukça fazladır. Bölgedekİ yer şekİllerİnİn başlıca etkİlerİ şöyle sıralanabilir
Yükseltiden dolayı sıcaklık değerleri düşmüştür.Tarım ürünleri düşük sıcaklığın etkisiyle daha geç olgunlaşır. Tarım ürün çeşidi azdır. Bölgede yüzey şekillerine bağlı olarak Kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Ulaşım Doğu-batı yönünde daha kolaydır. Türkiye'de ulaşım ağının en seyrek ve en elverişsiz olduğu bölgedir. Ekilebilen alanlar azalmıştır. Sanayi de gelişmediğinden halk daha çok tarım kesiminde çalışmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye'de tarımsal nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgemizdir. Hidroelektrik potansiyeli en yüksek akarsular bu bölgemizdedir. Gerçek sıcaklık ile indirgenmiş sıcaklık arasında farkın en fazla olduğu bölgedir. Gerçek yüzölçüm ile izdüşüm yüzölçüm arasında da farkın en fazla olduğu bölgedir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir.
Bölgede birinci ekonomik faaliyet hayvancılıktır. İklim ve Bitki Örtüsü Kış mevsimi uzun ve soğuktur. Sıcaklık -40°C'ye kadar düşer. Yaz mevsimi ise sıcak ve kısadır. Sıcaklık 20°C nin üzerine çıkar. Kış mevsiminde yağışlar genelde kar şeklindedir ve hiç erimeden uzun süre yerde kalır. Yıllık sıcaklık farkı 30°C den fazladır. Bölgenin güneyine ve batısına doğru gidildikçe sıcaklık ortalamaları artar (enlem ve yükseltinin azalmasıdır). Karasallığın etkisiyle en fazla yağış yazın, en az yağış kışın düşer (Erzurum-Kars Bölümünde)Yıllık ortalama 500-600 mm yağış alır.
Buharlaşma az olduğu için bu yağış yeterli olur. Bölge, İç Anadolu'dan daha yüksekte olduğundan daha fazla yağış alır. Kışlar karasallığın etkisiyle daha sert geçer. Doğal bitki örtüsü steptir. Ancak yaz yağışları sebebiyle çayır şeklindedir. Yağışın fazla olduğu dağlık bölgelerde ormanlar vardır. Türkiye orman varlığı bakımından 5. büyük bölgemizdir.
Iğdır Ovası, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en az yağış alan yeridir. Buranın yıllık yağış, ortalaması 250 mm'nin altındadır. Buna karşılık Iğdır Ovası, alçakta bulunmasından dolayı kış mevsimi daha ılık geçer. Burda bu sebebten dolayı mikrolima özellik gösterir ve pamuk yetişir.
Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerek Fırat Nehrini oluşturur.
Tunceli'de il topraklarından kaynaklanan pek çok suyu Karasu ve Murat Irmakları toplar. Karasu Irmağı kuzeybatısında, Peri Suyu'da güneydoğuda doğal sınır oluşturur. Bu ırmaklar ile il sınırları içerisinde akan Munzur Suyu, Pülümür Çayı ve Tahar Çayı, güneyde Keban Baraj Gölüne dökülür.
Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.
Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.
Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Bölge yüzölçümünün %10'unda ancak tarım yapılabilir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir. Bölgedeki tarım etkinlikleri en çok bölgenin güneyindeki çöküntü ovalarında (Elbistan, Malatya, Elazığ ve Muş ovaları) yoğunlaşır.
Arpa: En fazla tarımı yapılan üründür.Sebepleri: Düşük sıcaklığa dayanıklı olması, kısa sürede hasat edilebilmesi, hayvan yemi olarak kullanılması ve buğdayın yetiştirilemediği yerlerde yetşebilmesidir.
Buğday: Arpadan sonra en fazla tarımı yapılan ürün buğdaydır.
Tütün: Bitlis, Malatya ve Elazığ çevresinde yetiştirilir.
Yeryüzü Şekilleri
Bölgenin ortalama yükseltisi 2000 - 2200 m arasındadır. Ortalama yükseltisi en fazla olan bölgemizdir. "Türkiye'nin çatısı" olarak isimlendirilir. Bölgenin en alçak yeri olan Iğdır Ovası (850m) dahi İç Anadolu'nun ortalama yükseltisine yakındır. Erzurum Ovası 1800 m , Yüksekova 2200 m yükseltiye sahiptir. Bölgede yer alan ovaların ortalama yükseltisi 1500'dir. Bölgede bulunan dağlar, doğu-batı doğrultusunda ve üç sıra halinde uzanırlar. Dağlar arasında ise çöküntü ovalan yer alır. Bölgenin kuzeyinde, batıdan doğuya doğru Çimen, Kop, Allahuekber ve Yalnızçam Dağları uzanır. Orta sırada Munzur (Mercan) Dağları, Karasu-Aras Dağları ve Ağrı Dağı bulunur. Güneyde yer alan dağlar ise Güneydoğu Toroslar, Bitlis Dağları, Buzul (Cilo) Dağlarıdır. Bu dağlar üçüncü jeolojik zamanda Alp-Himalaya orojenik sisteminin uzantısı olarak kıvrılma sonucu oluşmuştur.
Bölgede Van Gölü'nün kuzeyinde kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan kırık hattı boyunca Nemrut, Süphan, Tendürek, Ağrı (5137m) volkanik dağları uzanır. Ağrı Dağı Türkiye'nin en yüksek noktasını oluşturur.
Bölgede kıvrım dağları arasında yer alan çöküntü ovaları da doğu - batı yönünde uzanır. Bu ovalardan Elbistan, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van, Yüksekova ve Başkale güneyde, Erzincan, Tercan, Aşkale, Erzurum, Pasinler, Horasan, Kağızman, Iğdır ovaları kuzeyde bulunur.
Bölgede platolar da geniş alan kaplar. Erzurum-Kars platosu Doğu Anadolu'nun en geniş plâtosudur. Bundan başka Fırat ve kolları tarafından parçalanmış plato görünümü kazanmış yüksek yaylalar oldukça fazladır. Bölgedekİ yer şekİllerİnİn başlıca etkİlerİ şöyle sıralanabilir
Yükseltiden dolayı sıcaklık değerleri düşmüştür.Tarım ürünleri düşük sıcaklığın etkisiyle daha geç olgunlaşır. Tarım ürün çeşidi azdır. Bölgede yüzey şekillerine bağlı olarak Kuzey-güney doğrultusunda ulaşım zordur. Ulaşım Doğu-batı yönünde daha kolaydır. Türkiye'de ulaşım ağının en seyrek ve en elverişsiz olduğu bölgedir. Ekilebilen alanlar azalmıştır. Sanayi de gelişmediğinden halk daha çok tarım kesiminde çalışmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye'de tarımsal nüfus yoğunluğu en fazla olan bölgemizdir. Hidroelektrik potansiyeli en yüksek akarsular bu bölgemizdedir. Gerçek sıcaklık ile indirgenmiş sıcaklık arasında farkın en fazla olduğu bölgedir. Gerçek yüzölçüm ile izdüşüm yüzölçüm arasında da farkın en fazla olduğu bölgedir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir.
Bölgede birinci ekonomik faaliyet hayvancılıktır. İklim ve Bitki Örtüsü Kış mevsimi uzun ve soğuktur. Sıcaklık -40°C'ye kadar düşer. Yaz mevsimi ise sıcak ve kısadır. Sıcaklık 20°C nin üzerine çıkar. Kış mevsiminde yağışlar genelde kar şeklindedir ve hiç erimeden uzun süre yerde kalır. Yıllık sıcaklık farkı 30°C den fazladır. Bölgenin güneyine ve batısına doğru gidildikçe sıcaklık ortalamaları artar (enlem ve yükseltinin azalmasıdır). Karasallığın etkisiyle en fazla yağış yazın, en az yağış kışın düşer (Erzurum-Kars Bölümünde)Yıllık ortalama 500-600 mm yağış alır.
Buharlaşma az olduğu için bu yağış yeterli olur. Bölge, İç Anadolu'dan daha yüksekte olduğundan daha fazla yağış alır. Kışlar karasallığın etkisiyle daha sert geçer. Doğal bitki örtüsü steptir. Ancak yaz yağışları sebebiyle çayır şeklindedir. Yağışın fazla olduğu dağlık bölgelerde ormanlar vardır. Türkiye orman varlığı bakımından 5. büyük bölgemizdir.
Iğdır Ovası, Doğu Anadolu Bölgesi'nin en az yağış alan yeridir. Buranın yıllık yağış, ortalaması 250 mm'nin altındadır. Buna karşılık Iğdır Ovası, alçakta bulunmasından dolayı kış mevsimi daha ılık geçer. Burda bu sebebten dolayı mikrolima özellik gösterir ve pamuk yetişir.
Akarsuları: Karasu ve Murat birleşerek Fırat Nehrini oluşturur.
Tunceli'de il topraklarından kaynaklanan pek çok suyu Karasu ve Murat Irmakları toplar. Karasu Irmağı kuzeybatısında, Peri Suyu'da güneydoğuda doğal sınır oluşturur. Bu ırmaklar ile il sınırları içerisinde akan Munzur Suyu, Pülümür Çayı ve Tahar Çayı, güneyde Keban Baraj Gölüne dökülür.
Bu nehir Dicle Nehri ve onunla birleşen Büyük Zap Kolu ile yabancı topraklara giderek Basra Körfezinden denize dökülmektedir. Aras ve Kura nehirleri de yine başka topraklara giderek Hazar Denizine dökülmektedir. Bu akarsuların yüzey şekilleri ve engebe nedeniyle hidroelektrik enerji üretme güçleri fazladır.
Gölleri: Van Gölü ülkemizin en büyük gölüdür ve suyu sodalıdır. Bölgenin diğer gölleri şunlardır: Erçek, Nazik, Çıldır, Hazar ( Tektonik Göllerdir), Balık, Haçlı, Nemrut (Krater Gölleri), ve Akgöl.
Ayrıca bölgede Keban ve Karakaya Baraj Gölleri de bulunmaktadır.
Tarım
Bölge yüzölçümünün %10'unda ancak tarım yapılabilir. Yerşekilleri ve iklimin olumsuz etkisinden dolayı tarımsal faaliyet gelişmemiştir. Bölgedeki tarım etkinlikleri en çok bölgenin güneyindeki çöküntü ovalarında (Elbistan, Malatya, Elazığ ve Muş ovaları) yoğunlaşır.
Arpa: En fazla tarımı yapılan üründür.Sebepleri: Düşük sıcaklığa dayanıklı olması, kısa sürede hasat edilebilmesi, hayvan yemi olarak kullanılması ve buğdayın yetiştirilemediği yerlerde yetşebilmesidir.
Buğday: Arpadan sonra en fazla tarımı yapılan ürün buğdaydır.
Tütün: Bitlis, Malatya ve Elazığ çevresinde yetiştirilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Nem Yeryüzündeki Su kütlelerinden buharlaşan su atmosferin nemlenmesine yol açar. Atmosferdeki su buharına Hava nemliliği de denir. Önemli...
-
1. Merkezler arasındaki basınç farkı: alçak basınç ve yüksek basınç merkezleri arasındaki fark ne kadar büyük olursa rüzgarda o kadar şidd...
